E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

KIR ATIN NALLARI



Doğan Soydan
26 Mart 2019


Atanamadıkları için düş kırıklığı yaşayan öğretmen adaylarını görünce, öğretmenliğe atandığım ilk günü anımsadım. O ilk gün hayatımın en kutsal günüdür. Yeni bir mesleğin, yeni bir yaşamın ilk adımı… yirmili yaşın tatlı heyecanı... Aradan elli yıl geçmiş. O günün güzelliğiyle; her şeyin Arap saçına döndüğü bugünü karşılaştırdım, düşündüm.

Bir ay süren stajdan sonra çiçeği burnunda biz öğretmen adaylarını il Milli Eğitim Müdürlüğüne çağırdılar. Yüzden fazla öğretmen adayı, 4-5 kişilik atama komisyonunun karşısına dizildik. Komisyon başkanı kısa bir açıklama yaptı: “Arkadaşlar, biraz sonra atamanızı yapacağız. Ancak, öğretmensiz köy çok, öğretmen az... Şimdi öğretmensiz köylerin adını okuyacağım. Adını okuduğum köyü isteyen arkadaşınız parmak kaldıracak. Böylece herkes istediği köye atanmış olacak. Şayet aynı okulu birden çok arkadaşınız isterse kur'a çekeceğiz,” dedi ve öyle oldu. Birkaç saat içinde yüzden fazla öğretmenin görev yeri belirlendi. Elimize birer göreve başlama yazısı verip başarı dilediler.

İlk görev yerimize giderken cebimize konulan para şöyleydi: Bir ay süreli staj için bir maaş + Staj ile göreve başlama arasında geçen bir ay için bir maaş + gideceğimiz köyün uzaklığına göre yol
ödeneği + bir maaştan fazla donanım (giyim kuşam) parası + peşin verilen ilk maaşımız...

Şimdi bir o günü bir bugünü düşünüyorum. Yıllarca atanamayan ya da hak ettiği mesleğe atanmayı mucize sayıp sevinç gözyaşları döken gençlerimizi görüp üzülmemek elde mi?
“Eğitimde çağ atladık,” diyorlar; öyle mi?..

Öğretmenliğimin ilk yılı, Nisanın ortalarıydı. Nereden nasıl duyulduysa, “Yarın müfettiş gelecekmiş,” dediler. Tek öğretmenli, tek derslikten ibaret sınıfımızı bir güzel silip süpürdük. Pencereye birkaç saksı yerleştirdik. Derken, davetsiz misafirimiz öğleye doğru geldi. Okulu, çevreyi şöyle bir inceledikten sonra bahçede bir o yana bir bu yana volta atıp duruyoruz. Çocuklar bahçede cıvıl cıvıl!.. Bir süre sonra, “Ben şu karşı köye gideceğim,” dedi. Ben, “Sınıfa girmeyecek misiniz, denetlemeyecek misiniz?” dedim; güldü. “Bak, çocuklar cıvıl cıvıl oynuyorlar. Siz de Cumhuriyetin çağdaş bir öğretmeni olarak köyün, köylünün gözü önündesiniz. Eee! Hafta sonları bayrak da dalgalanıyor; ne güzel! Neyi teftiş edecekmişim!” deyip yürüdü.

Şimdi o günler gitti, bu günler geldi. Neler mi oldu?
*Köy okulları kapatıldı.
*Cumhuriyetin çağdaş öğretmenleri köyün, köylünün elinden alındı,
*Bayrak gönderden indirildi,
*Köyü cıvıl cıvıl inleten çocuk sesleri kesildi,
*Okul binaları, lojmanlar çürümeye terk edildi,
* Çağdaşlık kavramı unutuldu,
*Öğretmenin yerini imamlar aldı.
Sonuç: sınavlarda “sıfır” çeken öğrenci ordusuyla nereye gittiğimizi bilmeden yürüyoruz!
“Eğitimde reform yaptık,” diyorlar; öyle mi?

Meslektaşım Sabri Özkara saygın, efsane bir Matematik öğretmeniydi. Lisede birlikte çalıştığımız yıllarda bir anısını şöyle anlatmıştı.

“Mesleğin ilk yılında ….. Köyüne atanmıştım. Oraya vardığım akşam köylüler köy odasında toplandılar. Çay demlendi, çörekler önümüze konuldu, şuradan buradan konuşuyorlar. Ben yorgun, uykusuz aynı zamanda heyecanlıydım. Bir ara Kürtçe konuşmaya başladılar. Ben Kürtçeyi çat pat anlardım. Kendi aralarında, “Bu öğretmeni bir imtihan edelim,” diyorlardı. Ben, "Nasıl bir imtihan edecekler acaba?" diye endişeyle beklerken, içlerinden yaşlı, sakallı biri ayağa kalkarak: “Hoca efendi sana bir soru soracağız,” dedi.
---Buyurun sorun, dedim.
---- Hoca efendi, seksen sarı at, doksan doru at, yüz bin kır at nalıyla, mıhıyla kaç eder?” dedi. Ben bu sorunun cevabını önceden bildiğim halde işi yavaştan aldım; biraz uğraşmış gibi davrandıktan sonra sonucu söyledim. Cevabın doğru olduğunu bilen köylüler birbirlerine bakarak ve yine Kürtçe,
---Çok iyi öğretmendir… dediler.
Köylüler tarafından “imtihan” edilen yalnız Sabri Özkara değildi; köylerde görev yapan her öğretmen her an köylünün denetimi altında sayılırdı. Bu nedenle mesleğin gerektirdiği şekilde giyinir, davranışta bulunur, o ölçüde de saygı görürlerdi.

Biliriz ki sarı atın, doru atın, yüz bin kır atın nalını mıhını bir çırpıda hesap edebilen halkımız; kendini “Cihanın alimi” zanneden diplomalı cahillerden daha basiretli ve zekidirler. Onlar ki şımarık, diplomalı insanların göremediğini görecek, bilemediğini bilecek ve doğru kararı verecek derecede bilgedirler.
Şimdi ülkemizde yeni bir seçim var. 31 Mart Pazar günü ulusça sandık başına gidip oy kullanacağız. O ıssız dağ başlarında öğretmeni imtihan etmesini bilen bu halk, o gün bu Hükumeti, siyasi partileri, adayları sıkı bir imtihandan geçirecek; sarı atın, doru atın, kır atın kaç nalı kaç mıhı olduğunu gösterecektir.
Biliriz ki halkın imtihanı en zalim diktatörün kılıcından daha keskindir.

Doğan Soydan / 26 Mart 2019


dogan.soydan@hotmail.com (doğan soydan) tarafından 3.4.2019 11:54:58 tarihinde eklendi ve 40 gösterildi.

KIR ATIN NALLARI isimli esere henüz yorum yazılmamış.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
3.4.2019

Okunma:
40

Yazara ait bilgiler:

dogan.soydan@hotmail.com

(doğan soydan)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.