E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

Nükte Yüklü Fıkralar-2 (11 - 20)



11) YANLIŞ İSTİKAMET

Otomobiline binen Delikanlı, yolu boş bulmuş, hız göstergesinin ibresini 245'e dayandırmıştı. Trafik Polisi, hızlı gidişi görünce otomobilin peşine takıldı. Yetişip kenara çektirdiğinde de sordu:

''Hey Delikanlı! Sen ne yapmaya çalışıyorsun?''

Delikanlı;

''Şeyy Memur Bey!..'' diye karşılık verdi. ''Otomobilimle en yüksek hıza erişip Rekorlar Kitabı'na girmeye çalışıyorum!''

Trafik Polisi, başını iki yana sallayıp;

''Yanlış istikamet Delikanlı!'' dedi. ''Bu yolda, bu hızla, girilse girilse, kodese girilir. Yürü!''

* * *

12) CLİNTON VE BARO

Amerika Birleşik Devletleri'nin Arkansas Barosu, elli dolarlık baro aidatı ödenmediği için, Bill Clinton'a, 'Sana bundan sonra avukatlık yaptırmayacağız' diye yazı göndermişti. Yaver, yazıyı Clinton'a verirken sordu:

''Size böyle bir yazı göndermelerinin anlamı ne?''

Clinton, güldü. 'Boşver' anlamında elini sallayıp;

''Çalışan dil yüzünden göz ve kulağın tatil yapması!..'' diye cevap verdi. ''İki senedir, Beyaz saray'da, başkanlık görevi yürüttüğümden, haberleri yeni olmuş beylerin!''

* * *

13) KRAVATLI İŞ ARIYORLARMIŞ

Memleket'in bir şehrindeki vatandalar, dost ve ahbap bildikleri birini seçimlerde meclis'e göndermişler, daha sonra o kişinin bakanlık koltuğuna oturduğunu öğrenmişlerdi. Aradan biraz zaman geçti. elli kişilik bir grup, dost ve ahbap bildikleri o bakanın makamına geldiler, 'Bize bir iş! Ne iş olursa yaparız, Sayın Bakanım!' dediler.

Ahbapları olan Bakan onları kırmadı. Memleket'in yer altıyla irtibatlı bir mevkiinde onları işe aldırdı.

Sevinerek gitti elli kişilik grup; bir kaç saat sonra da üzülerek geri döndü.

''Biz, gönderdiğiniz o yerde çalışamayız, Sayın Bakanım!''

Bakan, gülerek onlara baktı:

''Siz, 'bize bir iş. Ne iş olsa yaparız' dememiş miydiniz?''

Bakan'ın karşısında boynu bükük duran grup;

''Demiştik elbette, Sayın Bakanım!'' diye cevap verdi. ''Demiştik amma, boynumuzda kravat sallanır olmadıktan sonra neye yarar!''

* * *

14) DEMOKRASİ'NİN CİLVESİ

Politikacınınn biri, yakınının işleri yapılmadı diye, Devlet'in bakanına kızmış, kafayı çekip Meclis'e gelmişti.

Meclis'te, ağzına geleni döktürmeye başladı Politikacı. Bakan olan Zat da, karşısında sessiz kalıp öylece bekledi.

Sordular:

''Size yapılan bunca küfür ve hakaret karşısında ne yapmayı düşünüyorsunuz?''

Bakan olan Zat, yüzünü astı. Başını 'yazık' anlamında sağa-sola sallayıp;

''Ne düşünebilirim ki arkadaşlar!..'' dedi. ''Biliyorsunuz demokrasi var! Meclis'e, insan kalmak isteyen de giriyor, insanlıktan kurtulmak isteyen de!..''

* * *

15) YUH VE ALKIŞ

Amerika Birleşik Devletleri'nde, Vietnam savaşında ölen 58 bin kişinin adının yazılı olduğu anıtın önünde tören düzenlenmişti. Başkanlık koltuğuna yeni oturmuş olan Clinton, anıtın önüne geldi. Gelince, topluluğun arasında ''İki yüzlü'' ve ''Harp kaçağı'' yazılı iki pankart açıldı.

Clinton, görmezden geldi pankartları ve kürsüye geçti. Ölen askerleri yad edecek konuşmasına başlayacaktı ki, kuvvetli bir ''yuuuuhh!'' sesi ortalığı kapladı. ''Ölüm ve yaralanmaların mesulü sensin'' biçiminde ses de çıkıyordu.

Kuvvetli yuh sesinin oluştuğu yer, topluluğun bir bölümü idi, belli ki kendisini sevmeyenlerin biriktiği yerdi. Öyle anlam verdi Clinton. Gözleriyle topluluğun diğer bölümüne baktı; orada kendisini sevenlerin bulunduğunu var sayıp rahatladı.

Gülücük attı toplumun tümüne Clinton. Bir bölümden çıkan yuh sesi kesilmiyordu. Sevenlerinin tarafına anlamlı bakış attığında, bu sefer alkış sesi ortalığı kapladı.

Clinton sordu:

''Bu alkış ne içindir dostlarım?''

Cevap geldi hep bir ağızdan:

''Yuuuh sesi içindir Başkanım! Bu güne kadar böyle güzel çekileni duymadıkk!''

* * *

16) TUVALET KAĞIDI BULUNMAYINCA!..

Küba'da bazı ihtiyaç maddeleri bulunamıyordu. Bunlardan biri de tuvalet kağıdı idi.

Birgün halk, Milli Kütüphaneye saldırdı. Yağmaladığı kitapları torbalarına doldurup evlerine taşımaya başladı.

Polis, yakaladıklarından birine sordu:

''Bu kitapları ne yapacaksınız?''

Vatandaş;

''Layıkı vechiyle kullanırız herhalde Memur Bey!'' diye cevap verdi. ''Nasılsa, bunların içinde, 'Tuvalette su kullanın' diye yazmıyor!!

* * *

17) DÖRT BAŞLISI DAHA ACAYİP!

Bir turistin yolu, Tayvan'a da düşmüştü. Orada, 'İlginç Hayvanlar Sergisi' diye bir yere girdi.

Tayvanlı Mihmandar, Turist'e, bir bölmeyi gösterip;

''Bakınız Beyefendi!'' dedi. ''Bizim Memleketimizde, bazen böyle iki başlı, acaip yılanlar oluşur. İki baş birbirine uyum gösterip tatlı tatlı oynaşırlar!''

Turist, hiç te hayrete düşmüş tavrı göstermiyordu. Mihmandarına döndü;

''Bu da bir şey mi Beyefendi!..'' diye karşılık verdi. ''Benim Memleketim'de ise, dört başlı acaip yılanlar oluşur. Ama, başları, Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya'da bulunduğundan, Memleket'te sadece kuyrukları oynaşır.

* * *

18) HATIRLATMA İMİŞ!

Gelin ile kaynana, birbiriyle dalaşmış, gürültüden rahatsız olan mahallenin polis çağırmasıyla karakola götürülmüşlerdi.

Elini tutup sızlanan Kaynana'ya, Komiser sordu:

''Ne oldu Hanım? Aranızdaki mesele ne?''

Kaynana, Gelin'i işaret edip;

''Bu gelin yok mu. bu gelin!..'' diye bağırdı. Sonra, sızlanarak tuttuğu parmağını gösterip, ''Parmağımı ısırarak beni perişan etti!'' dedi

Komiser, kendini biraz öne eğip baktı. Etkili bir ısırık gördüğünde de Geline çıkıştı:

''Yazık sana Gelin Hanım! Annen sayılan bu kadından, parmağını ısırarak ne istedin?''

Gelin, mahcup bir eda ile;

''Sadece, geçmişten bir şeyler hatırlamasını istedim, Komiserim!..'' diye cevap verdi. ''Kendisinin de gelin olduğu zamanı düşünsün, ben gelinine karşı anlayışlı olsun!''

* * *

19) RAHATLIĞI BOZMAK İSTEMEYENLER!

Dünya Sağlık Örgütü, alkollü içkilerin zarar verici nesne olduklarını söylemiş, bunu bir rapor hâline getirmişti.

Gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş üç ülkenin temsilcisi, rapor kopyaları ellerinde oldukları halde, bir masanın etrafına oturdular.

Gelişmiş ülkenin Temsilcisi;

''Ben, bu rapora inanırım arkadaşlar!'' dedi. ''Gelişmişliğimizi devamlı tutmak için, vatandaşlarımızı alkollü içkilerden uzak tutmamız şart!''

Gelişmekte olan ülkenin Temsilcisi de;

''Ben de, aynen senin gibi, bu rapora inanırım Arkadaşım!'' dedi. ''Amma, izin verilsin de, vatandaşlarımıza az-biraz içirelim. Çünkü, gelişmek için ticari kazanç edinmeye ihtiyacımız var!''

Gelişmemiş ülke Temsilcisi, rapora baktı, baktı. Sonra bir daha baktı. Sonra da suratını ekşitip;

''Ben böyle raporlara inanmam efendiler!'' diye karşılık verdi. ''Şu anda... yerimiz rahat... işimiz rahat... keyfimiz rahat!''

* * *

20) YOLLAR YÜRÜMEKLE AŞINMAZ

Zonguldak kömür ocaklarının kapatılması gündeme gelmişti. Zonguldaklılar, Ankara'ya yürümeye karar verdiler. Kilometrelerce uzunluğunda konvoy oluşturan vatandaşlar, çata-pata yürümeye başladıklarında, Temel, bir tepeye çıkmış onları seyrediyordu.

Dursun, Temel'i görünce, O'na yaklaşıp sordu:

''Temelciğim! Burada, bu vaziyette ne yapıyorsun?''

Temel cevap verdi:

''Yollara bir şey olacak mıdır diye gözetliyorum Arkadaşım!''

Dursun;

''Ula Dursun!'' diye çıkıştı. ''Sen, Süleyman Babamız'ın, ''Yollar, yürümekle aşınmaz'' sözünü duymamış mısındır?!''

Temel, önce bilgiç bir tavır aldı. Sonra, Dursun'a;

''Duymuşumdur elbette Dursuncuğum!'' diye cevap verdi. ''Duymuşumdur da, ha bu yollar, ya Süleyman Babamız'ın dediği gibi sağlam yapılmamışsa!''

İbrahim Faik Bayav
Yazılış tarihi: 29.11.2006


ŞAKİROĞLU (İbrahim Faik Bayav) tarafından 17.5.2019 16:17:10 tarihinde eklendi ve 91 gösterildi.


(Yönetici)
 Zeynep (18.5.2019 12:08:33)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Paylaşım için teşekkürler.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
17.5.2019

Okunma:
91

Yazara ait bilgiler:

ŞAKİROĞLU

(İbrahim Faik Bayav)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.