E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

Nükte Yüklü Fıkralar-4 (31 - 40)



31) KADININ KİMLİĞİ!

İki polis, şüphelendikleri kadını durdurup kimlik sordular. Kadın, kimliğini çıkaracağı yerde, münakaşaya girdi. Polisler zorlayınca da, birini kolundan, diğerini bacağından ısırıp kaçmaya çalıştı.

Yakalandı, tutuklandı ve emniyete getirildi Kadın. Süklüm püklüm iskemlede oturduğunda da, Komiser sordu:

''İki memurumu niye ısırdın Hanım?!''

Kadın, cevap verdi:

''Sorulan kimliğim, iyice bir anlaşılsın diye Komserim!''

* * *

32) DOLANDIRICININ BİLDİĞİ DİLLER!

Polis, internet üzerinden dolandırıcılık yapan çeteye operasyon düzenlemiş, on kişiyi yakalamıştı. İfadeleri alınırken, elebaşının, İstanbul üniversitesi Fen Fakültesi mezunu yedi dil bilen biri olduğu anlaşıldı.

Komiser, şaşırdı. Çetebaşı'na;

''Say bakayım bildiğin dilleri!'' diye çıkıştı.

Çetebaşı, elinin parmaklarını gösterip;

''Biiir!'' dedi. ''Bütün inceliklerine kadar bildiğim, Şaytanca!''

Komiser, hemen iki elini kaldırdı:

''Dur! Aman söyleme!'' dedi. ''Arkasından mutlaka, Şerefsizce, Namussuzca, Puştça diller gelecektir!'' (20 Aralık 2006)

* * *

34) BORCUNU ÖDEMİYOR

Bir otomobil fabrikasının işvereni, otomobil verdiği acentayı, borçlarını ödemediği için mahkemeye vermişti. Her ikisi de mahkemeye çağrıldıklarında Hakim, davacı olana sordu:

''Söyle bakayım, şikayetin ne?''

Davacı elindekileri uzattı:

''İşte senetler Hakim Bey! Bu şahıs, bana olan borcunu bunca zamandır ödemiyor!''

Bu sefer Hakim, Davalı'ya döndü:

''Niye ödemiyorsun borçlarını?''

Davalı, cevap verdi:

''Nasıl ödeyeyim Hakim Bey? Benim araba sattığım şahıs da, bana borcunu ödemiyor! Buyrun... işte senetler!''

Hakim, çekicini masaya vurup gürledi:

''Hemen getirin şu alıcıyı!''

Koştular. Alıcıyı bulup getirdiler.

Alıcı, Hakim'in karşısında süklüm-püklüm dururken, Hakim, yine gürledi:

''Sen, bu adamdan otomobil almışsın...''

''Evet Hakim Bey. Aldım!''

''Borcumu, şu tarihte ödeyeceğim, diye senet yapmışsın...''

''Evet Hakim Bey. Yaptım!''

''Be Adam. Günü gelmiş, geçmiş. Borcunu neden ödemiyorsun?''

Alıcı, çaresizlikle boynunu bükerken;

''Şeyyy, Hakim Bey!'' dedi. ''Ben, borcumu ödiyebilmem için, hak ettiğim ücretlerimi almayı bekliyorum!''

Hakim, bu cevap karşısında;

''Hoppalaa!'' dedi. Sonra da;

''Sen, nerede çalışıyorsun?'' diye sordu.

Alıcı, yüzünü yavaşça da davalı olan şahsa çevirip;

''Hani, şuncağız kişiyi, borcunu ödemiyor diye dava eden şahıs var ya!.. O şahsın sahip olduğu otomobil fabrikasında, Efendim!'' (17 Ocak 1992)

* * *

35) NELER İSTİYOR?

Kızını istemeye gelen damat adayına Kadın, bir bir sayıyordu:

''Bak ha Damat! Kızım, bilezik ister; küpe ister; kolye ister. Tamam mı?''

Damat Adayı, boynunu büktü hafiften:

''Tamam!''

''Sonra, yatak odasını ceviz kaplamadan, perdeleri atlastan ister. Tamam mı?''

Damat Adayı, yine boynunu büktü çaresiz:

''Tamam!''

''Sonracığıma... naziktir. Çamaşır makinası, bulaşık makinası ister....''

Damat Adayı, sıkılmıştı doğrusu. Lafları kadının ağzına tıkarcasına;

''Tamam Kaynana. Tamam!'' dedi. ''Tamam da, sen asıl şunu söyle: Kızın, beni istiyor mu, istemiyor mu?!'' (22 Nisan 1992)

* * *

36) DİZGİN SAHİBİNE...

Uzun zaman at biniciliği yapan baba, köşesine çekilmiş, beyaz atın bakımını oğluna bırakmıştı. Oğul, kafası estikçe atın sırtına biniyor, babası gibi hendekler atlatmayı hayal ediyordu. Ama, at huysuzlandığında, çaresinin ne olduğunu bilmiyordu ki!

Birgün babasını çağırdı. Ona;

''Bu at, bazı bazı huysuzlanıyor; ne yapayım?'' dedi.

Baba, yaklaştı. Atı kontrol etti. Sonra elini uzatıp;

''Dizginini bana ver bakayım!'' dedi. ''Benim uzak kalmışlığımı o anlamış, sen anlamamışsın!'' (5 Haziran 2007)

* * *

37) HER AT, BİNENİN Mİ?

Oğul, beyaz atı düz ovada sürmeye yeltenmişti. Kendi ovadaydı ama, kafası dağlardaydı. Ne olurdu, atı tepelere doğru sürebilseydi; oradan, atının kişnemelerini aşağılara doğru yansıtabilseydi!.. Derken, at sendeledi. Oğul da öne eğilen atın üzerinden tepetaklak aşağı yuvarlanıverdi.

İkisine de bir şey olmamıştı. Oğul önde ahlayarak, at arkada sendeleyerek babanın yanına geldiler. Oğul;

''Baba!'' diye seslendi. ''Bu at, acaba neden sendeledi ?''

Baba, güldü. O'na;

''At, binenin...'' sözünü duymuşsundur elbette Oğul!'' diyerek cevap verdi. ''Ama, at, ona kör binenindir sözünü hiç bir yerde duyamazsın!'' (5 Haziran 2007)

* * *

38) DOĞRU YOLA SON

Babanın çiftliğinin ortasından doğru bir yol geçiyordu. Baba, o doğru yolun üzerinde pek bulunmuyordu ama, yandan yandan onu kontrol etmekten geri durmuyordu. Birgün, dozerleri çağırdı. Yolun baştan sona alt üst edilmesini istedi.

Dozer gürültüsüyle uyanan Oğul, bunu görünce koşarak geldi;

''Ne yapıyorsun Baba! Yolu yolluktan çıkarmak mı istiyorsun?!'' diye söylendi.

Baba;

''Yolu, doğrudan kaldırıyorum Oğul!'' diyerek cevap verdi. ''Bakalım, doğrunun, yol olduğu anlaşılabilecek mi?'' (5 Haziran 2007)

* * *

39) ESKİ DÜŞMAN AHBAP OLUR

Baba, uzun yıllar, hasım olduğu biriyle küs kalmıştı. Bu öyle bir küslüktü ki, birbirlerini hayli uzak durumda bırakmıştı. Derken, hava değişti. Fırtınanın kopma işaretleri başladı. Zor anlarda insan insana muhtaç kalır felsefesince, hasım, Baba'yı ziyarete geldi.

Konutta bir müddet oturdular. Sohbetlerini yaptılar. Ayrılma vakti geldiğinde Hasım, Baba'nın koltuğuna girmiş hâlde dışarı çıktılar.

Oğul, şaşkın nazarla onlara bakıyordu. Yanından geçerlerken;

''Baba!..'' diye seslendi.

Baba, durdu. Oğul'un şaşkın yüzüne bakıp;

''Düşmanın dahi olsa, onu aşağılayacak söz söylemekten sakın!'' dedi. ''Gün gelir, sana koltuk değneği olacağını farkedebilirsin!'' (5 Haziran 2007)

* * *

40) ÖLÜ AT

Temel ile dursun, atın mübarek bir hayvan olduğunu duymuşlar, 'bir tane de bizim olsun' demişlerdi. Gittiler, sahibi tarafından terk edilmiş süt gibi beyaz atı satın alıp yola düştüler.

Atı babalarının çiftliğinde dolaştırırlarken, ne olduysa oldu, at, yerinde mıhlanıp hareket edemez hâle geldi.

Temel;

''Ula Dursun!'' diye seslendi. ''Bu at gitmiyor da!''

Dursun;

''Görüyorum ula Temel!'' diye karşılık verdi. ''Ha bu at gerçekten de gitmiyor da!''

İkisi, niye gitmiyor diye ata bir müddet baktılar. Durduğu konuma dikkat ettiler. Sağa dönük vaziyetini yadırgayıp 'yanlış' dediler. Sola döndürme kararını alıp biri baş tarafından, diğeri arka tarafından zorlayıp yönünü değiştirdiler. Değiştirdiler amma, hareket oluşmamıştı ki!

Temel söylendi:

''Ha bu at yine gitmiyor Dursun!''

Dursun tasdik etti:

''Essahtan da gitmiyor ula Temel!''

Çiftlikten içeri giren misafir, onları görmüştü. Yanlarına yaklaştı. Selamını verip;

''Ne yapıyorsunuz arkadaşlar?'' diye sordu.

Temel ile Dursun;

''Ha bu at var ya Dostum!..'' diyerek cevap verdiler. ''Uğraşeyruz, uğraşeyruz yürütemeyruz!''

Misafir, ata baktı. Temel ile Dursuna dönüp;

''Tabiiki yürütemezsiniz uşaklar!''diyerek cevap verdi. ''Ha bu beyaz at, 'düştüğüm eller yanlış' deyip kahrından ölmüş!''

İbrahim Faik Bayav
(5 Haziran 2007)


ŞAKİROĞLU (İbrahim Faik Bayav) tarafından 1.6.2019 09:54:13 tarihinde eklendi ve 90 gösterildi.

 Murat (içerik editörü) (22.7.2019 13:15:53)  
Profili | Şiirleri | Sesli şiirleri| Makaleleri | Hikayeleri

Gülümsettiniz. Teşekkürlerimizi sunuyorum.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
1.6.2019

Okunma:
90

Yazara ait bilgiler:

ŞAKİROĞLU

(İbrahim Faik Bayav)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.