E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

HER YAN SÜLÜN OSMAN




Meclis Tv’de bütçe görüşmelerini izliyorum; boy göstermeler, gerdan kırmalar bini bir para! Kim ne derse desin sonuçta iktidarın dediği olacak ama yine de konuşuyorlar işte. Bu vekillerden biri de günümüz iktidarını, bir zamanların ünlü dolandırıcısı Sülün Osman'a benzetti; biz de böylece o ünlü ve tarihi dolandırıcıyı yeniden anımsamış olduk.
Sülün Osman İstanbullu, 1923 doğumlu ünlü bir dolandırıcıymış. Devlete ait gemileri, trenleri, deniz fenerini, saat kulesini; İstanbul’a yolu düşen -gözüne kestirdiği- saf insanlara satarmış da yaptığı hep yanına kâr kalırmış. Birinde yargıç karşısına çıkarılan Sülün Osman kendini şöyle savunmuş: “Efendim, memlekette saat kulesini satın alan eşekler olduğu sürece ben bu saat kulesini her zaman satarım,” demiş. Tv’de konuşan vekilin demesine göre vakalardan biri de şöyle olmuş:
Sülün Osman gözüne kestirdiği yaşlı amcaya yaklaşarak:
—Amca merhaba, yabancısın galiba bir işin mi vardı İstanbul’da?
—Evet evlat, traktör almaya gelmiştim ya param yetişmedi, düşünüp dururum işte…
—Aman amca bu yaştan sonra ne yapacaksın traktörü, bak şu saat kulesi benim; satayım sana, sabah akşam para kazanırsın.
Rivayet bu ya Sülün Osman satmış saat kulesini, almış parasını…
***
Nüfus sicilindeki bir yanlışlığın düzeltilmesi için bir yıldan beri mahkeme kapısını tozlu yol ettim. Her üç ayda bir çağrılıyorum. Bu gün 9.15’ de duruşmaya gireceğim. Sabah saat 8.00’da metroya bindim, 8.40’da Kızılay’dayım. Otobüs durağına yürümek, otobüs beklemek, bir o kadar zaman da yolda geçecek; duruşmaya yetişebilmem imkansız!.. El salladığım taksi gelip önümde durdu. “Dışkapı adliyesine…” dedim. Ulus’un alt taraflarından geçiyoruz ama bildiğim güzergâh burası değil. “Kaptan yanlış gitmiyoruz değil mi?” dedim. Akşamdan kalma tok bir sesle yanıtladı: “Hayır beyim burası daha kestirme…”
“İşte bir Sülün Osman !” dedim içimden.
Adliye sarayının kelebek kanatlı kapısından girince bir adım ötesi polis kontrol noktası. Arama taramadan geçecek olanlar sıraya dizilmiş, önümde yirmi kişi var.
“Adaletin kestiği parmak acımaz…”
Tiz bir ses: “Çantanızı cihaza bırakın; palto, ceket, kemer çıkarın, üzerinizde metal bişey kalmasın!” Emir demiri kesermiş... Sen ne kadar ivsen de nafile. Sıra bekle, soyun, giyin, kemer tak… İhtimal ki mübaşir boşluğa bağırmıştır adımı. Eğer öyleyse bu koşturmaca, bu eziyet boşuna.
Ben duruşma salonunun kapısında asılı listeye bakarken mübaşirle burun buruna geldik. Belli ki sırası gelenlerin adını ünleyecek yine; işte o an beni gördü. Önceki duruşmaların birinde aramızda geçen bir tatlı diyalogdan dolayı adımı unutmamış. İnce bir tebessümle, “geldiniz mi?” dedikten sonra yarı açık kapıdan içeriye seslendi:
—Efendim, 2019’a 18 geldi!..
—Al içeri…
Okulda öğrettiğim “zamir” konusu geldi aklıma; “Kendisi isim olmadığı halde ismin yerine kullanılan sözcüklere zamir denir.” Ama rakamların da zamir olabileceğini öğrencilerime öğretmiş miydim acaba?
Şimdi burada benim adım 2019’a 18…
***
Ankara’da herkesin duyduğu, bildiği bir Hergele Meydanı var. Eskiden her gelen mutlaka buraya uğrar, buradaki lokantalarda yer içer, otellerde konaklarmış. Rivayete göre, “her gelen” sözcüğü zamanla “hergele” olmuş. Bu meydan günümüzde o eski konumunu ve önemini yitirmiş. Şimdi Ankara’ya gelip de Kızılay’a uğramayan var mı? Bence, o tarihi Hergele meydanı Kızılay’a taşınmalı; Kızılay’da da bir Hergele Meydanı/mız olmalı.
Sözünü ettiğim mahkemeden sonra ben de her gele/nin uğrak yeri olan Kızılay’a uğradım ve soluğu –adı son günlerde ünlenen- Simit Sarayında aldım. Papyon kravatlı garson kıza yiyip içeceğimi söyledikten sonra, “Şarj aleti var mı?” dedim. “şarjmatik var” dedi. Çaydan, simitten önce şarjmatiki getirip masaya bıraktı. Küçük el çantasına benzer, her yanı metal, ağır bir aygıt… Kabloyu telefona taktı. “Bir lira atarsanız çalışır, yirmi dakikada dolar” dedi. Bir lira atıp beklemeye başladım.
Yolculukta kitap okumak yolu kısaltır, böyle yerlerde
gazete okumak da zamanı kısaltıyor; ben de öyle yaptım. Yirmi dakika dediğin ne ki hemen geçti, aygıt “stop” yazdı. Baktım, telefon ekranında, “dolum % 5” yazıyor! Garson kız kızardı, suçlandı ama onun suçu değil ki bu... Şaşkınlığımı uzaktan sezinleyen işyeri müdürü yetişti garson kızın imdadına! Gözünün içine bakarak: “Yüzde yüz dolum olması için 20 kez bir lira atıp 400 dakika bekleyeceğim öyle mi? dedim. Malının huyunu önceden bilen müdür gevrek bir gülümseme fırlattı:
“Bu böyledir efendim… Zorlama yok, isteyen kullanır,” dedi çağdaşım Sülün Osman!..

22.12.2019


dogan.soydan@hotmail.com (doğan soydan) tarafından 23.12.2019 11:14:50 tarihinde eklendi ve 38 gösterildi.

HER YAN SÜLÜN OSMAN isimli esere henüz yorum yazılmamış.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
23.12.2019

Okunma:
38

Yazara ait bilgiler:

dogan.soydan@hotmail.com

(doğan soydan)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.