E-mail adresiniz: Şifreniz: Beni hatırla   » Yeni üye olmak istiyorum » Şifremi unuttum

Asrın Hissiyatı



Hırpalanıyorum hatipler duya
“Kur'an edebiyat değil” Aliya

Bir yanım mehteran bir yanımda ney
Azarbaycan yetim sensiz Elçibey

Kafkasya Çeçen'ya bir yaralı dev
Bir gün elbet döner şehit Dudâyev

Türkistan yaslıdır kan biter ekin
Cihâdın öz adı Yusuf Alptekin

Rütbeye bakmıyor sâmimiyet din
“Fırıldak olma der”alperen Muhsin

Yiğit o ki lehti şüheda kokan
Asrın hissiyatı aşktı Erbakan

Küfrün karanlığı masonik kürsü
Zindanlar Yusuf’u Muhammed Mursi

Yüce dağlar gibi zirvelere eş
Hilâl bakışlıydı Alparslan Türkeş

Dinmeyen gözyaşım Gâzze harabat
Âh Mescid-i Aksa âh be Arafat



Aşkı Siperinde

Ruhları bâkidir alınları pak
Aşkı siperinde ter etti şehit
Kabrini selamlar her doğan şafak
Firdevs diyarları yer etti şehit

Vuslat meltemini ve ışığını
Berzaha uzattı ayışığını
Kaputun mor pembe kırışığını
Toprağa setredip yâr etti şehit

Artık hep gam bana keyif ar olur
Dökülen her damla bahtiyar olur
Yaşanan mevsimler nevbahar olur
Mor dağları ayaz kar etti şehit


Adım Hakikattır

Bu gam taşıyamaz beni fikrimce
Gücüm yettiğince döndürüyorum
Sabret be diyorum konu pek ince
Yanan yüreğimi söndürüyorum

Vicdan buduyorlar dillerde irin
Mazluma kin fücur masona şirin
Zulmün saçağında desem geberin
Dahası dilime sus sürüyorum

Hangi alçak bilmem ne yazar yazsın
Sen kimin sadası sen kime sazsın
Zihnim mermi gibi kandıramazsın
Adım haktır benim haykırıyorum



Ağıl

Hep telaş hep umut sokağı sara
Ben hep şiirlerde duy beni oğul
Tasvirler izaha susmuş mağara
Caddeler dağılmış kokuşan ağıl

Ağıllar tamtamlar çuvaldız iğne
Sabır kursaklıyor günün benzine
Yazdım gam dağının ıssız düzüne
Hodgam gürültüler tarlaya çegil

Çegiller yığarlar kör bahçesine
Utanç perdeleri âr bohçasına
Uslanmaz şeytanlar sür lehçesine
Pençeli adamlar eğil hâ eğil

Pençeli dedim ya elpençe dizde
Hakkın teslimatı kalmadı sözde
Tahsildar aranır yer yer vaazda
Düzen mi irfânsız biz miyiz câhil


Ağırdı Piyesim

Gözleri çevirip döndüm geriye
Yalnızlık içinde varyetli talan
Sokağa saplandı sayısız riyâ
Ağırdı piyesim yoktu bir bilen

Düşünce uykuya söz göstermelik
Yıldızlar parlamaz ısınmaz çelik
Şöhret manzarası ne var gündelik
Her yanım tiyatro her yanım yalan

Huşu boğuluyor azgın sularda
Hep konser havası var hû hû var da
Allah'ım ümmeti bırakma darda
Sermaye heybede gözyaşı kalan



Allah’ım

Hakikat yolunda zorda milletim
Zamansız afetten koru Allah’ım
Vatanıma dirlik hususiyetim
Riyakâr niyetten koru Allah'ım

Aczimiz pek derin zihinler viran
Kirlendi sineler tozlandı Kur'an
Sendedir kurtuluş sendedir derman
Affeyle nefretten koru Allah'ım

Her halim sis duman her halim kahır
Hissiyat kör olmuş vicdanlar sağır
Sabır ver Allah'ım hesap çok ağır
İmansız adetten koru Allah'ım

Ağızlar kıyamet ağır bedeli
Kazanlar kaynatır maşanın eli
İrfan kubbeleri ifrit döşeli
Yalancı şahitten koru Allah'ım

Sendedir saltanat Sendedir kudret
Sendedir hidâyet Sendedir hikmet
Sendedir büyüklük Sendedir vahdet
Ümmeti töhmetten koru Allah'ım

Sokaklar küfriçer putlarla dolu
Ümmete aklettir batıl hak yolu
Zafersiz bırakma son karakolu
Vatanı zulmetten koru Allah’ım

Şuursuz şairden yönsüz alimden
Yalancı vaizden dinsiz ilimden
Hakikat'ı haykırmayan kelamdan
Mehmed’i Mehmet’ten koru Allah'ım

Ya Rahman affeyle imanım tamdır
Hikmetten sual mi ulu nizamdır
Benimki bilmem ki ne menem gamdır
Ömer'in cinnetten koru Allah'ım

Ben Beşer

Büyülü neler neler
Buhur buhur derinden
Yeşeriyor geceler
Mağribin dem yerinden

Var sebebi elbette
Beni hep benden alır
Ruhum sal müebbette
Epey uzakta kalır

Gece benimle ağlar
Aynen benle ben gibi
Varlık hep kara bağlar
Çarpar yokluğun dibi

Bilcümle

Şuuraltı hece zapt edilmiyor
Beynimi zonklatan fırtınalar ses
Aseton kokusu alevlenen mor
Siretler maskeler bilemez herkes

Mistik izdivaçlar suretlere peh
Riya silueti gün çakalların
Nefsin ayak sesi deh deyiniz deh
Çerçi arabası sesi nalların

Putlar ve hesaplar belki mahşere
Sevdalar davalar paçavra gibi
Sabır tevekkülle yazı kadere
Yığınlar gözlerim kadavra gibi

Felsefi yalana ahlaktır kale
Yeter ki izzete zeval gelmesin
Şehametsiz dilden gelen suale
Susarım bilcümle mısra gülmesin


Ben Gibi

Büyülü neler neler
Buhur buhur derinden
Yeşeriyor geceler
Mağribin dem yerinden

Var sebebi elbette
Beni hep benden alır
Ruhum sal müebbette
Epey uzakta kalır

Gece benimle ağlar
Aynen benle ben gibi
Varlık hep kara bağlar
Çarpar yokluğun dibi


Billahi

Sana da gelecek bana da ölüm
Kalbim kanasa da bükülmez kolum
Benim cesaretim Allah korkusu
Hilâlde yıldız hem bayrakta alım
Doğuşum billâhi şüheda ölüm

Zillettir izzete hükümran neşen
İmanım elvermez tükürsem leşen
Gücüm fer takatim Allah korkusu
Hilâlde yıldız hem bayrakta alım
Doğuşum billâhi şüheda ölüm

Sömürün çiftleşin tepinin yiyin
Siyonist urbalı edepsizliğin
Törem icâzetim Allah korkusu
Hilâlde yıldız hem bayrakta alım
Doğuşum billâhi şüheda ölüm

Ne güzel ifâde ne güzel dilmiş
“Her şey kader ile takdir edilmiş”
Havf reca taatim Allah korkusu
Hilâlde yıldız hem bayrakta alım
Doğuşum billâhi şüheda ölüm


Bir C/emre

Gün nehir yatağı çağlayıp durdu
Beni derinlerden ıssızlık vurdu
Avuçlarım sıcak sokak menzilsiz
Düşünebildiğim kim varsa yordu

Bir c/emre beklerim girmeden cemre
Çok duâ gerekli gencecik ömre
Tanrılar çoğaldı vicdanlar dilsiz
Taş kesilmiş yüzler duy beni Emre



Bir Heybe Kulak

Ateş kıvrımları kıpırdatıyor
Ne desen kâr etmez töresi yalan
Canlı müsveddeler ölüm satıyor
Leşleri çıkarsan her yer boşalan

Haydutlar bilmezdim şâirim güyâ
Sahte gözyaşları ne varsa kalan
Nemrutlar bayırı sahipsiz hayâ
Ne çok iki ayak merkep koşulan

Öyle yorgunum ki ıssızım hem de
Bağırsam toplanır bir heybe kulak
Sabrı tutuyorum cinler tepemde
Alçaklar sürüsü ahmak dangalak


Cahil

Bir ömür kokladım toprak anayı
İlhamla sesleniş aşk niyaz olsun
Nankörce izledim İnce mânâyı
Yansın cürümlerim otla yoğrulsun

Her insan mükemmel gayret hâl alır
Kalbi dudağına görse baktığı
Kimi zehir alır kimi bal alır
Membası aynıdır ömür yaktığı

İdrâk anlatılmaz cahile yekten
Basitlik elbette nasibi değil
Sırrı ifşa eden uzaktır renkten
Mârifet zanneder önüne eğil


Canım Peygamber

Sensiz yer gök mahzun suskun beş kıta
Kan yağar ümmetin avuçlarına
Mahlûkat yaş döker sensiz hayata
Kokun sal kalbimin ta içlerine

Ve idrak ötesi nur sözlerinden
Vazgeçmem vazgeçmem vazgeçmem hâşâ
Beni de öyle say öksüzlerinden
Kıstır yanağımdan başımı okşa

Senli her tebessüm ebedin nuru
Seni hissedenler şad olur ancak
Sen çöle dökülen aşkın yağmuru
Aşk ile o yağmur tekrar yağacak

Gül yüzlüm sen nerde hayâlim nerde
Gam keder üzüntü hep seni sordum
Başını koyduğun kuru hasır da
Cehlime bürünmüş ne soruyordum

Taşlar ağladılar taşlara inat
Acı yedi boğum yaş misk-i amber
Bu garip ümmetin kime emânet
Kavuşmak ne zaman canım peygamber


Canım Vatanım

Soysuzlar ne bilsinler
Putlar ne bilir seni
Şefkat vicdan hakikat
Şehit taşır bedeni

Masumlara sığınak
Zikrediyor yaprağı
Yedi düvel elleşti
Yorgun vatan toprağı

İslamın bayraktarı
Ağır yükü pek ağır
Horlandık asırlarca
Yine taşırız kahır

Kürt alevi sağ ve sol
Tek vücuttur bu vatan
Hangi lisan anlatır
Aşktır seni anlatan


Cennetmekan

Bilmek güzel şey haddin diyordu
O gün cennetmekân haykırıyordu

Kılıcı kınında beklerdi her ân
İkbâli yüceydi kahramanlıktan

Peygamber âşkıydı ondaki mâya
Halkına koşardı selamlaşmaya

Âh be ecdat nerde, nerde diyorum
Galiba kötüsü alışıyorum

Ve mâzi dediğin asırlar derin
Tekrar tekerrürü belki kaderin


Canlı Mezar

Ne güzel ah sözün gönlü
İfadeler esmer sızar
Yalnızlığım senli benli
Gözlerimde ırmak gezer

Dağ sesleri geceme el
Sokak iklim ebed ezel
Yüzüm bozuk sebep güzel
Susuyorum azar azar

Pencereme çökmüş rüzgâr
Göğsüm çığlık uğultu var
Kımıldarım sahur çıkar
Yaşam başlar canlı mezar


Çamur Süngüler

Günden arta kalan birkaç saniye
Dağlar düğümlenir biter ân olur
Patiska içinde yırtık seciye
Bir çukur kucaklar can viran olur

Bakmayın avare yürüyorum ben
Vakit denen yoldaş bir şeyler ister
Zamanı sapanla sürüyorum ben
Hafsalam hasatı beyaza boyar

Umursamazlık mı bu gülüş niye
Gülemem arkadaş deliler güler
Müezzin çağırır koşun fâniye
Çağırır kundaklar çamur süngüler



Çark

Fakirlere hoştur iftâr
Bereket var bereket var
Döndür hayra dönen çarkı
Bayram etsin genç ihtiyar

Tohumlayıp başak başak
Işıltılı berrak kaşık
Sultan ayı olsun farkı
Gölge yolcu sırat eşik

Önce infâk sonra hâtim
Kendimedir sefahatim
Arz ve ölçü ümit korku
Cürmüm ömrüm ve saatim



Çeperler

Kimseler umursamaz insansız cadde sokak
Cadde sokak insansız efkârlanır seyreden
Gökyüzü kayaları seyredeni yakacak
Bir avuç adam lazım beyazlığa dökülen

Ruhlar kımıldamıyor kazan kaynıyor yâda
Göz yok göre bilemez bakışları da ırak
Hayta hayta gürültü boşalıyor rüyada
Mevsim çok şey çalıyor uyan diyor uyan kalk

Üzülme kalbi viran ümitsizliğe düşme
Vakit bir ara belki karanlığa ân gibi
Bir perde aralanır çeperlerle didişme
Maskeli sokakları parıldatır tan gibi


Çığlık Sesleri

Oyun biter koşar gelir ayetler
Sürüklenir tek tek çığlık sesleri
Ak ve kara ve bitmeyen saatler
Dehşet feryat halvet aşk nefesleri

Ümit korku düşün levh-i kalemi
Bu gün nefsin için neler söyledin
Bu öfke ne hırs ne doğrult kelamı
Söyle vefa bilmez söyle neyledin

Yaklaşıyor zeval hızla ard arda
Kim bilir belki de sırdır bu işler
Belki idrak eder belki ilerde
Herkes ayrı telden ayrı teşvişler


Çok Yol Katettik

Devasa binalar yuva çekirdek
Odalar han gibi misafiri yok
Konforu artırdık çok ömür gerek
Yürekler galoşlu alın teri yok

Zevkin telefinde öğütülen han
Yolcu acımasız kargaşa tufan
Coğrafya gözyaşı zevk safa matem
İzân irfân idrâk sözün feri yok

Lügatta torun var serde ihtiyar
Huzur evi sâhi kime iftihar
Günler zillet sağar kimler bahtiyar
Ağızların tadı evin piri yok

Anne baba kardeş almayın âhı
Ölüm var kardeşim ölüm vallâhi
Siz kimin ümmeti kimsiniz sâhi
Çok yol mu katettik başka soru yok



Dakikalarım

Virüsleyen süreç içim pek rahat
Aynaya bakınca
İlham cerahat

Neye vasıta ki attığın tweet
Susun seyredin
Seyredin evet

Gerçeğe duyarsız idrakte varım
Korkularım kadar
Dakikalarım

Dava

Dava var musibet azgın hareket
Hidâyet yok haysiyet yok çile yok
Dava var azâmet kutsi bereket
Ezası hâk cefası hâk yolu hâk

Dava var ismin ân olur ibadet
Gayesi tek sevdası tek dili tek
Dava var libasın rengi şehâdet
Mazisi hâk cefası hâk yolu hâk

Dava var tefekkür düşünü hayret
Lisânı pâk irfânı pâk hâli pak
Dava var hakikat davran ha gayret
Hizası hâk cefası hâk yolu hâk



Debeleniş

Hendese tezatlar dibine kadar
Adavet hırs inat paye ve nişan
Hüküm sevgi hınçlar kaza ve kader
Uyanın ne olur sürü perişan

Dört bucak dört mevsim debeleniş tam
Var mı husumetle hakka ulaşan
Nakşetsek emrini tek tek muntazam
Mukaddeslere âh inkâr şöhret şan

Aylaklık yakında irfan ırakta
Nerde taht-ı revan nerde ürüşan
Büyük gazap saklı her hıçkırıkta
Boşverde boğulur “boş ver”e koşan




Değmiyor

Rahatlığı kazanç sayan milletin
Evlatları sağır ve kör duymuyor
Koşar sığ sularda rüştü illetin
Hiddetlenip bağır bağır duymuyor
Anladım ki kalbim dile değmiyor

Zikrin şükrün sabrın hüsnüniyetin
Yolundaki âşkı âşktan saymıyor
Sınav bu yâ birçok lâfzı âyetin
Mühim olan beşi beşten saymıyor
Anladım ki kalbim dile değmiyor

İrşâdın adabı hâl dili çetin
Yürekle tavırlar namzet uymuyor
Düştük arkasına zevkin gafletin
Diyemem ki sindir hazmet uymuyor
Anladım ki kalbim dile değmiyor


Direksiz

Bütün şiirlerim gerçek gerçekten
Heceler direksiz sözler direksiz
Affı mağfiret i diledim yekten
Dualar direksiz nutkum direksiz

Birden vecde geldim yumruğum sıktım
Engelsiz hendeğe yükümü yıktım
Flörte aşk deyip çığırdan çıktım
Düzenim direksiz çarkım direksiz

Nedir çığlıklarım kulak ver sese
Fücur dörtlükleri duyur herkese
Şiir sürüklüyor girdim kafese
İrfanım direksiz terkim direksiz



Ezberler

Bir tenha yorgunluk hafifleme tam
Suları okşuyor gözlerim hâla
Susuşlar pişirir şiirle kafam
Dili tutuşturup dönse abdala

Abdalın ilhamı yüklü veralar
Yer yer yamalarım sunarım vara
İnançla sulanır saklı yaralar
Hesap yığıyorum sonsuz bahara

Hesaplar boşlukta cürm dolu ada
Sabır tufanları kalbimdeki zâr
Hesaplaşmalar gör gerçek dünyada
Vicdanlar kanatan ezberlerim var


Evlat

Bugünler çok çetin vazgeçme sakın
Çevir yarınları heyecana bak
Tarih kuluçkada doğuş pek yakın
Ölümsüz ruhlara yoktur uyumak

Ümide çarpıyor bendeki tasa
İzâha ne hacet derinden duymak
Asrın idrâki der değişmez yasa
Sana yakışır mı yerinde saymak

Asla soru sorma vakitten yana
Zafere götüren yolda yok caymak
Mâzi hasret kaldı cennet vatana
Tekrar vazifendir tekbir'i koymak

Esbab

Vakit hüzün yağar gün nehar olur
Muhabbet serpilir öper mehtabı
İrşad şairine ilkbahar olur
Lisanı hâl ola özün esbabı

Hâl ola lisanı aşkı sevdası
Belki vuslat boyu fıtrat yasası
Rahmanın meyvesi yokluk tasası
Tağyir kabul etmez eşya hesabı


Estağfurullah

Bir aşk gibi serpil kalbin yüzüne
Diline hıfzettir estağfurullah
Susuşlarına ver yâr yaz benzine
Hâline hıfzettir estağfurullah

Sabrın saadeti bahta çiçekler
Hakkın şahâdeti sesteki renkler
Kemâlat irfândan muhabbet bekler
Kaline hıfzettir estağfurullah


Essela

Arzı hâl eylemek aşktır nihâyet
Hak'tan gelen rahmet eşhedübillah
Nasip eylemişse gel diye şâyet
Gözüne yaş verir ayıltır Allah
Ne güzel kelâm de elhamdülillah

Günahkâr sevdalı gönülden âhı
Çekerse gül biter lütfeder vallah
Öyle bir hâl ki bu hallerin şâhı
Nefsin ateşinden çeker inşallah
Muhabbet vesselam elhamdülillah

Kavuşmak sır değil çokluk içinde
Tevekkül kulpu hayy fesuphanallah
Muhabbet kervanı hak var vechinde
İnsanlık meclisi âmentü Billah
Şems gibi bir âlem elhamdülillah

Arzu iştiyakı zamanın tacı
Sıdk ve sadakatin yolu bismillah
Gölge kabul etmez tevhid ağacı
Peşinden esselâ gün akşam sabah
Ve aleykümselam elhamdülillah

Fark Etmez

İnsan halim olur erdemli vakur
İster şair ister ozan fark etmez
Hakikat yansıta vicdanlara hür
Edip hatip vekil bakan fark etmez

Farklarda değişti zamanla gel ki
Aslanlar kurt oldu çakallar tilki
Garaz kin üretir düzen bu belki
Kaptan kral sultan hakan fark etmez

Ümmet neyi kaydırıyor kızakta
Pek mahiriz kendimize tuzakta
Kardeşlerim aç ölüyor uzakta
Türkistan Arakan fizân fark etmez

Siyaset mereti kaynayan kazan
İhanet kol gezer nerede izân
Yürekler yakıyor bühtan sûizan
Ağıt tutan kına yakan fark etmez

Görmek gerek bilir misin var yoğu
Vahdaniyet var edenin buyruğu
Şad edelim kardeşliği birliği
Cahil arif çizen yazan fark etmez

İdrak tepetaklak mahiriz lafta
Kılıçlar bilenmiş tuzaklar rafta
Nifak kin kuyruğu dört bir tarafta
Kefen biçen selam çakan fark etmez

Nasıl esvap nasıl ahlak hangi yol
Siz biz nedir bilmem neymiş sağ ve sol
Adam gerek kardeşliğe adam ol
Mehter vuran gürz oynatan fark etmez

Fark etmez kardeşim ayrılma haktan
Hak bilmeze dem vurdurtma ahlaktan
Kör cahilden fetvaperest alçaktan
Medet umma duy müslüman fark etmez


Fırlatıyorum

Hafızamız altüst serseri adem
Barbarca haykırıp laf atıyorum
Mâbede gözyaşı sessiz ifâdem
Arsıza terbiye fırlatıyorum

Boğuyor boğacak beni bu şehir
Kurşun yemiş gibi yan yatıyorum
Amansız çığlıklar yazdığım şiir
İns yüzlü iblisler hırlatıyorum


Filler

Ne güzel yer kabristan
Uyandırır kâbustan
Sırayla teker teker

Zengin fakir sen beni
Gübre yapar bedeni
Her şey aslına çeker

Kalem hırçın ben torum
Hülasa soğuyorum
Korkum gayya'ya döker

Bundan ibaret durum
Söylesem mi mecburum
Filler sıratta çöker


Fıtraten

Başkaldırılarım gayya soğuğu
Hicvin işçisiyim öfkeli türden
İrade çatladı mutluluk ağu
Çürüme neylesin yalan kibirden

Kahrolası şakrak şeytan lanete
Lafzın kanatları sönmeyen tandır
Göze yaş gerekir amel niyete
Hırsımın bolluğu çokluğumdandır

Fıtrat bilmeyeni şeytanlar yuyar
Hakikat sesiyle uyanmak kârdır
İsmim kulağıma Ömer fısıldar
Ömer'i unutmak hakkı inkârdır


Fırtınalar

Azgın atın yelesi zaman kaypak gün hile
Unuttuk ne varsa biz kahrı ses yaptık zile
Nerdeyiz biz nerede kim koşuyor ahdine
Göğüslere inşirâh düşecek kim bahtı ne

Yine de umutlanıp maziye dönüyorum
Bu yüzde mi acaba böyle davranıyorum
İzanlar buruşturup kuyular eşiyoruz
Eşiyor çiğnetiyor ve keçeleşiyoruz

Perişan medeniyet yaşamlar karşılıksız
Nasıl böyle çoğaldı vicdanlardan kılıksız
İnsanlık bölük pörçük taş yürekli analar
Sonsuzluğun mührü mü beklenen fırtınalar

Gam

Gamı boğazlayıp bir gece assam
Salınsa göklerde her an upuzun
Karakalem ile resmetse ressam
Seyretse gamsızlar gelip sonsuzun

Tasa yudum yudum ruhum inliyor
Çarketme çarketme çarketme diyor
Gülüp sessiz sesiz gelip gidiyor
İstemem zevk sefa merhaba hüzün

Gassal Soyunca

Altın mırıltının parmakları hû
Rüzgârım artıyor başım eğince
Zekaya ziyafet vuslat duygusu
Tefekkür toprağa taşa değince

Gerçekte taş benim toprakta benim
Dinleyin hele bir gök gürleyince
Mucize nakşeder titrek bedenim
Bedene yer yoktur gel gel deyince

Aşkın kör gözleri tokluğundandır
Şükrü gürz ederim yokluk duyunca
Çokların yokluğu çokluğundandır
Kâhinler kaybolur gassal soyunca


Gerçek Liyakat

Hele anlatıver âsımı baştan
Dâvayı hatırla arada ağla
Tâ Âdem'den beri nefsle savaştan
Doğrul ve gayreti gayeye bağla

İnancın üstüne küfrü estirme
Sonsuzluk yolunu neşeyle bekle
Sakın çokluklarla hiçi bastırma
Gönül kazanılmaz topla tüfekle

Çok şeyde sükûn var âşkı bilene
Yârin sevdiğine hıyânet etme
Kim inanır Darwin denen yalana
Şirke boyun eğip sözü çiğnetme

Kader değişir mi değişmez bizde
Unutma ki aynı miskinle yatan
Dön bak hararet var ayda yıldızda
Koca kâinatı kimdir oynatan

Huşû kaplayınca gizle duyurma
Sükûtu hayal var ızdırap kat kat
Nasihat eylerken hâl de buyurma
Haddini bilmektir gerçek liyâkat

Gayya Sağanağı

Huzur bana uzak soğuk derinde
Ahenksiz yüzüme gülümser gibi
Eskimiş kaybolan fer gözlerimde
Biraz daha dayan sınav der gibi

Gülüşlerim çöktü köz köz bağrıma
Heyula yeryüzü görünmeyen el
Anlayamaz herkes vicdan mevt âmâ
Belki de bir gece çağırır ecel

Dillerde kızıllık türküler yeşil
Gözleri kapadım gözlerden ırak
Ütülenmiş idrak tomarla sefil
Gayya sağanağı çalan çıngırak

Gökkuşağı

Yüksek dağlar gibi mağrur gözlerin
Uzaktan büyüle hele dön bir bak
Yamacın koynunda saklı gizlerin
Ben hep seninleyim sen hepten ırak

Seninle birlikte sen seni dinle
Sükunun manası ne kadar derin
Gördüm ki ben senle ruhum seninle
Çehren gökkuşağı renk renk izlerin


Hala Gelmedin

Unutamadığım ismin andığım
Mor çiçekler açtı hâlâ gelmedin
Nerelerdesin sen yârim sandığım
Kasırgalar geçti hâlâ gelmedin

Kimseler duymasın gözlerime bak
Ben sende kavruldum güneşte toprak
Gel firar bahçemde uç yaprak yaprak
Zaman zehri içti hâlâ gelmedin

İffet reçinesi tenha geceler
Zihnim muallâkta nasıl niceler
Yuvayı besleyen derin heceler
Vakitlerim kaçtı hâlâ gelmedin

Uzun hava çaldı bam telimde dün
İçimde fışkıran köpüğü yosun
Sensiz çığlığımı duyuyor musun
Ömre ömür biçti hâlâ gelmedin

İçli uçurumlar koş adım adım
Bir yığın sözüm var birkaç saatim
Yüreğim yanıyor anlatamadım
Öldüm gece üçte hâlâ gelmedin



Harakani

“Sözlerimi dinleyin civanmertler nüktedir
Kutsiyet deryasından süzülüp gelmektedir”

Buyurmuş namaz zekât abitlerin işidir
Afetleri alt etmek yiğitlerin işidir

Sonsuz olur çilesi Allah’ın erlerinin
Muhabetullah yolu meşrebi pirlerinin

Kalbiyle O’nu arar; dili O’nu zikreder
Gözüyle onu görüp cömertliği fikreder

“Sûfi mahlûk değildir” sûfi Hakk’ın aynası
Ötelerin tebliği âşıkların hırkası

Hırkanın adabından abdest ve gözyaşları
Şeyhle yanan dervişler söndürür ataşları

Havf recâ iki kolu, beli sabırın adı
Gerçekte ilâhi aşk, tasavvufun maksadı

Aşkı şiâr edinmek seyr u sülûk nimettir
Mânevi sarhoşlara, hırka istikamettir

Dervişlerin pirlerin hırka giyim tarzıdır
Bir’e teslim olmaktır, bağlılığın arzıdır

Kırk yıl bir ekşi ayran hem bir yudum su niye
Meşrebi benzetilmiş Bayezid Bistami’ye

İrşâd ve terbiyeci tevazuun zirvesi
Müminliğin idrâki Vahdaniyet’in sesi

Der nefsin ayıpları dönüşümü benliğin
Harakani irfânı, şeriâtı şenliğin

O Rabbânî harika anlatamaz beyit hem
Gâvs peygamber varisi Ebu’l Hasan seyit hem

Mürşit kerâmet ehli maksûda erdiler bil
O fütüvvet tohumu civanmert ve mükemmil



Hicap

Hey benim buğulu sitemkâr yârim
Sevdanın sükûnu kaplamış seni
O zümrüt gözlerin içinde varım
Baktıkça sarıyor mahrem deseni

Her lahza tenhada hicaptan yana
Biz aynı bahçeden aynı yan yana
Dahası silinmez ziya ve mana
Peşinden koşturdu talih hep beni

Hislerim tüy gibi dört yanım lale
Bir başka yürürüm bindim hayale
Beşinci mevsimden seslensem bile
Zaman tamam artık halvet dönemi


Hecenin Çığlığı

Şiirde aslolan ifâde gücü
Mihrabı belirsiz savruk his değil
Manasız her hece tek tip görgücü
Şiir idrak etmek ihtiras değil

Hedefsiz tek hece şiire zarar
Kendince kendini şiirde arar
Haberi yok amma ayarsızlık var
Şiir münacaat örf miras değil

Uyak ahenk seyir maksadı seçin
Nerede ne zaman ne için niçin
Şiir baş kaldıra gerçek âşk için
Bâdeyi içiren maşuk tas değil

Şiir mavi yeşil belki renksiz mor
Şiir benden beter ben şiirden zor
Kaçtıkça arkamdan tam gün koşuyor
Üç mısra akletmek söz tahmis değil

Nazım yok ölçü yok yok adet oldu
Kametsiz sözcükler ibadet oldu
Niyet mevt fikirler istimdat oldu
Lütufla gelir bu ihtisas değil

Şiir saat değil zamana esir
Hep beni kahretti gayretsiz nesir
Azıcık kurcala kimler müessir
Bir sürü cümleler müesses değil

Şiir ses âşk sesi gözyaşı erir
Hep ahenk hep ahenk renge renk verir
Dirilir duygular tekrar yeşerir
Dört mevsim oynanır son piyes değil

Sükût ve temaşa tarifsiz henüz
Çağıl çağıl renk renk masmavi eşsiz
Mısraya gözyaşı eklense sessiz
Şâirin gözyaşı vicdan ses değil

Bakış duyuş ilham ve edebiyat
Şiir akşamları kime emanet
Tıpkı iklim gibi pek çok ihânet
Hecenin çığlığı bana has değil



Helal Sevda

Sevdalanmak güzel şeydir
Devamında firak yoksa
Helal sevda özel şeydir
İhlasında ırak yoksa

Sevda o ki hicap vardır
Helâl haram azap vardır
Elem vardır kezzap vardır
Ölçü edep durak yoksa


Hac Arafattır

Arafat'ta vakfe ânı
Duran neylesin cihânı
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Varan neylesin cihânı

Din gününün maliki O
Kâinatın hâliki O
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Yâren neylesin cihânı

Tesbih tahmid tehlil tekbir
Derde deva mütekkebbir
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Gören neylesin cihânı

Mülk O'nundur rahmet O'nun
Ol Muhammed Ahmet O'nun
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Soran neylesin cihânı

Tedbir takdir kaderini
Kalbe âşkın çadırını
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Kuran neylesin cihânı

Altınoluk hizasına
Candan Hakk'ın rızasına
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Giren neylesin cihânı

Gül yüzlümün sadası var
İlk peygamber dedesi var
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Torun neylesin cihânı

O yakar mı hiç kulunu
Nefsin yerlere çulunu
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Seren neylesin cihânı

Her buyruğu ruha tattır
Buyurdu "Hac Arafattır"
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Eren neylesin cihânı

Alıp kulluk rütbesini
Can Ahmetin hutbesini
Lebbeyk Allahümme lebbeyk
Deren neylesin cihânı


Yığın Yığın

Kim darbe çıkartıyor
Ölü dolu odaya
El kol bacak artıyor
Boynuz taktık modaya

Eşiğindeyim ana
Bakma öyle sitemkâr
Sustu düşündü bir ân
Dedi dünya canavar

Ağlar ersiz analar
Arsızlar yığın yığın
Uğuldar fırtınalar
Asrıdır karanlığın

Faşizm Frenk kindar
Petrolden mezâr eşmiş
Felsefe kokar dindar
İzânı pelteleşmiş

Domuz etinden kiler
İrfân kısır mabet dul
Miskin içindekiler
Kepazelikler makbul

Çözülüşün akşamı
Putin Esed ve Trump
Düşündüm Halep Şam'ı
Kimler kimlere mağlup

Suskun ve yorgun yüzler
Âh be çocuklar tek tek
Ceset kusar gündüzler
Tüh mehdi gelmeyecek



Hakikat Namına

Belki bu mısralar susuzluğa kar
Körleşiyor bu ben görmez ihsanı
Kaderin renkleri yaşanacaklar
Şükür iyi eder dedi insanı

İpi kopmuş tespih tek taneyim ben
Tufan sürükleyen pervaneyim ben
Yıkıntılarımla viraneyim ben
Şükür iyi eder dedi insanı

Avuçlara ateş bende kalanlar
Umutsuzluklara çalınan çanlar
Kim duyar sesimi beni kim anlar
Şükür iyi eder dedi insanı

Yaşama sevincim ahuzarımı
Dönekler katletti ufuklarımı
Zulmete kaptırdım bütün varımı
Şükür iyi eder dedi insanı

Kelemim hep keskin ifadeler hür
Bazen bir gözyaşı bazen tefekkür
Hakikat namına eyledim şükür
Şükür iyi eder dedi insanı



Iğdırlı Hasan

Mescid-i Aksa"nın merdiveninde
Hasret vardı ihtiyarın geninde

Selamını verip sordu bu da kim
Ellerinden öptü baktı nitekim

Dedi o bir meczup Iğdırlı Hasan
Anlasan Hasan'ı âh bir anlasan

Meczup kimmiş o şehamet aşığı
Küfre karşı tevhidin son beşiği

Hatırat buğulu âh var yaşımda
Hasan belki hâlâ nöbet başında

Dokuz yüz on yedi günlerden cuma
Mazimin kokusu düştü avcuma

Tarih garip mazi ıssız bir ada
Hasanların dengi var mı dünyada

Hikâye izâhsız gerisi hâzin
Hasan kim Kudüs ne öğrenin yazın

Yaram ağır sarsıntılar derince
Kin büründüm bebekleri görünce

Bir-LEŞ-miş milletler seyreyler durur
İlk kıblem çığlığı ateş doğurur

Görmeyen gözlere sunuyorum ben
Bu kavmi Kuran’dan tanıyorum ben


İki Hece

Gerçekte kalbin ufukları
erdemin yelpazesi
temiz İki hece
erdem

Kutsanmış namussuzlar düşünsün
umutsuzluk mağmasını
temiz iki hece
umut

Paralı yoksulların nobranların
umutsuzluk dehşeti
temiz iki hece
hesap

Biz umudu hâl ahlakı yol
öteye el ettik
temiz iki hece
şükür


İki Kelime

İradeye kemend olma amele
Çorak topraklara yağmak gerekir
İrfan harcı katıp milli temele
Gizli hesapları boğmak gerekir

Birliği bilemez nifak getiren
İki kelime var tarihe giren
Şehadet ve vatan mührü tekbirden
Tevhid gövdesinde doğmak gerekir



İnsandan Ziyade

İğreti fetvalar imân zedeler
Kalbin tek sahibi münacaât var
Yüreğe yolculuk ağaç gölgeler
Mükâfat şekvasız dert hastalıklar

Şükrediyorum hep şükrüme hicap
Saflar paramparça çaresizlik giz
Riyâ fabrikası düşürdü bitap
Görenler görmüyor körler bitimsiz

Bütün dualarım saçılsa nâs'a
Şeytandan ziyâde ne çok şeytan var
Dehşetle bekliyor o eşsiz yasa
Gözlerim huzurda büyük meydan var



İnsanız Biz

Renkler renge,gen gene
Laz Abâza Çingene
Aldanmayın bedene
İnsanız biz
İnsanız

Gâh hikâye gâh masal
Kör şeytandan hisse al
Âdemi düşün misâl
İnsanız biz
İnsanız

Ağlayarak doğarız
İhâneti sağarız
Hem yokuz biz hem varız
İnsanız biz
İnsanız

Toprak kara, un tuz ak
Fâili meçhul tuzak
Zaman öteye kızak
İnsanız biz
İnsanız

Koş verenler eli ol
Dumrul gibi deli ol
Kılıcı çek Ali ol
İnsanız biz
İnsanız

Hani vardı ya şakir
Zâkir ki neden fakir
Olmayalım cinfikir
İnsanız biz
İnsanız

Neredesin sen ey cân
Dünya denen şu meydan
Acı hüzün perişan
İnsanız biz
İnsanız

Erkek dul kadın ersiz
Ağlarız yerli yersiz
Koşuyoruz habersiz
İnsanız biz
İnsanız

Beni havf reca sardı
Yaşam ölümün ardı
Micingirt’te ağlardı
İnsanız biz
İnsanız



İstanbul

Huzuru aşk yelesi sende buldum teselli
Tefekkür bercestesi siluetin ne güzel
Gül yüzlümün muştusu iltifatı tecelli
Kudsiyet harmanları Eyüp Sultan ne güzel

Sana vurgun şairler mesrur olur hayranı
Topkapı’dan başlanır mehteranın bayramı
Sahabeler harmanı evliyalar sultanı
Hakikatin sancağı kutlu mekân ne güzel

Her sokak irfan yolu aşka sevkiyat başlar
Nağme-i efkâr ile hu hu ötüşür kuşlar
Yakarışlar kuşatır nura gark olur yaşlar
Lisanımda İstanbul kalpte iman ne güzel

Ayasofya hep hüzün ses veriyor her yerden
Seyreyler minareler uzak kaldı tekbirden
O eşsiz vasiyeti hatırlıyorum birden
Secdeleri kanatan kutlu divan ne güzel

Beyoğlu’nu düşündüm sessiz sessiz derinden
İzahsız mertebeler ses gelir içlerinden
Kahkahalar boğuşur gecenin toy yerinden
Kurtuluşa çağıran sırlı beyan ne güzel

Benzersizsin İstanbul esmasın baştanbaşa
Tevhidin mikyasıyla mihenk bulur temaşa
Her sokakta bir şehit abdestsiz gezmem hâşâ
Nurani makberleri suskun civan ne güzel

Aşk kuşanmış İstanbul aşkın istikbali hem
Marifet yolculuğu her taşı ahali hem
Fetihlerin iklimi sonsuzluğun eli hem
İsmine sevdalanan gönül koyan ne güzel

Boğaziçi hikmetli şüunatı şahâne
Çağ kapadı çağ açtı ihtişam kim vaha ne
Medeniyet resmetti ar bilmeyen cihana
Ulubatlı yiğidin şehit Hasan ne güzel

İstanbul’la dertleşip İstanbul’la çağladım
Fatih’te büyülendim Beyazıt’ta ağladım
Bu sevgiyi bu hüznü imanıma bağladım
Ne muhteşem bir şehir şu İstanbul ne güzel


İnsanlar


İnsan hikmet mârifet, sefil sersem âşk sızı
Güzel çirkin ak kara, müthiş zaman hırsızı
Gâh dehşetli Süleyman kâh Mecusi gâh kâfir
Hem yolcu hem misafir, bu nasıl bir misafir
Seyirci bütün renkler âdem ya hepsi bizden
Ey insanlar âşk değil, taş yağar tepemizden

Yığın yığın insanlar, el değmedik nisyan var
Filistın Bosna Mısır kaç asırlık hüsran var

Hak ve batıl son surat, mesâfe yok bir karış
Pâye nişân şan yarış bâzen de bir yakarış
Bazen ziftten kadavra deriden deri yüzler
Bilmem neyin peşinde fiyakalı köksüzler
Sarsıldım tövbe hâşâ söz meclisten dışarı
Gâh zamanın Hitleri gâh batının Beşer,i

Darbe yüzlü insanlar vicdanlar ve izanlar
Kardeş oldu doğrumda yalan tarih yazanlar

Şaron Neron Firavun, topla çıkar kaldır at
Kan gözyaşı ızdırap, yaşam zulüm sefalet
Zıtların kucağında hepsi silinip gitmiş
Bazıları müstesna, mûsikiyi fark etmiş
İnsan sevda insan âşk meydan okur zamana
İnsan gönül saray köşk siz yıkmayın aman hâ

Çeşit çeşit insanlar,konuşan var susan var
Ve yaralı bağrımda Leylaya denk Sûzân var

Atlas bayrak misali yüzer uhud dağında
Dalga dalga çağıltı tebessüm dudağında
Eşrefi mahlûkta o,vefalı çoklukta o
Fâni-baki iç içe varlıkta yoklukta o
Bazen kulun kuludur, bazen deli-doludur
Hakikatte uludur hak yol O'nun yoludur

Güzel şey bu insanlar mûsiki renk lisân var
Sitem yüklü çağrımda âb-ı hayat düzen var


İstişare

İman edip Rabbe şeksiz tevekkül
Edenlerin vusülü istişâre
İştişâre vazgeçilmez bir usül
Akletmenin nasılı istişare
Resûlullah usulü istişare

Hem sünnettir istikamet rahmettir
Tedbir güven müşavere niyettir
Medeniyet yolu "hizmet nimettir"
Zaferlerin fasılı istişare
Resûlullah usulü istişare


İzzet Sütunu

Tuzağı zevalde yakın inşallah
Düzenbaz alçağı yermek istemem
Duam yakarışım öfkem her sabah
Tükürün postuna görmek istemem

Yaklaştı az kaldı birinci cemre
Ben pek aceleci tevekkül Emre
Kaybolan günlere yazıktır ömre
Zarif yürekleri yormak istemem

İstemem kardeşim asrın putunu
Namussuzluk olmuş izzet sütunu
Siyon kucağında çok gördük bunu
Değmez ifşa edip sermek istemem

İstasyon

Rüzgârda koşarken düşürdü şalı
Uzaklarda mıydı sevda mahali

Ne zaman yetişir aşkın şehrine
Aklı şehreyleyip daldım derine

Şafak derinliği vuslata sancak
Alnımı okşayan yarenlikler pak

Yarınlar bu güne bilmem ki ne der
Akşamdan sabaha ne varsa kader

Yüce sevdalarda kavuşmalar zor
Gün gelir belki de olmazla olur

Ümitsizlik haşa vuslat yola yön
Nice beklemeler O son istasyon


Kabe'de İkindi

Keşke bohçaladım ikindi vakti
Ben Kâbe'ye baktım o bana baktı
Gözyaşım Safa'da elim Kâbe'de
Arafat kokusu buldum tevbede

Her renkten kardeşler say'a saf tuttum
Ümmeti düşünüp say'ı unuttum
Gözyaşım Safa'da elim Kâbe'de
Beyt'i seyreylerken daldım tevbede

Acı tez duyulur göçmüştü teyzem
Yüreğim tutuştu elimde zemzem
Gözyaşım Safa'da elim Kâbe'de
Yâre yakarışlar saldım tevbede

İhram kefenleyip giydim üstüme
Havf reca toplayıp yaydım üstüme
Gözyaşım Safa'da elim Kâbe'de
Vahy'in mahşeriyle kuldum tevbede

İsmim teberrüktür adalet adım
Mazlum çığlıkları O'na sakladım
Gözyaşım Safa'da elim Kâbe'de
Öylece sarsıldım kaldım tevbede
Belki de ölmeden öldüm tevbede


Kan Alevleri

Ölüme beş kala baruttan yüzü
Yağmur yer bulamaz kan tütsüsünden
Misket tarlası sen cellât gökyüzü
Gül açmaz ölümün gürültüsünden

Sokak ortasında çarpar şer şer’e
Kireç kokuları ve uyuz itler
Dikenli tellerin kalır mahşere
Kâbusun olacak yüce şehitler

Firavundan beter âhı almışsın
Engerek ağzında zulmün devleri
Zevalin cürmünde pek alçalmışsın
Susanı yakacak kan alevleri

Karlı Dağ

Hani var ya şu yamaca yaslanan
Karlı dağın gamzelisi benimdir
Toprak kokan musikide ıslanan
Eliflerin hemzelisi benimdir

Bu dağların çehresine dön bir bak
Ses veriyor anlayana bu toprak
Gül- i ranâ ses vermeyi sen bırak
Güzellerin huzmelisi benimdir

Her perdeden nur koklatan gülüşler
Cilve cilve yaprak yaprak teşvişler
Sevgi saygı edeb iffet bu işler
Leylaların yazmalısı benimdir

Hele yaklaş bakışları hummalı
Sanki ürkek yavaş yavaş sunmalı
Beni yarim göz yaşında yummalı
Mecnunların çizmelisi benimdir


Kelimeleştir


İhtiras mı yoksa yağan kıyâmet
Tahammülüm bıçak sırtı sırtıma
Şehâdeti kucaklayıp kıyâm et
Ömür nedir sattım olsun derdime

Dert sarsıntı istikbâlin dudağı
Dertsizlik mi nankör olma afettir
Bahar için dökülenler kırağı
Gözlerde biriken yaş mükâfattır

Gözyaşlarım yeşeriyor mâzimle
Bitmeyecek ıstırabım eleştir
Ağrılarım çoğalıyor âzimle
Dörtlükleri "bir"le kelimeleştir


Kime

Gün hüzün yağıyor bense pek yorgun
Yazıp duruyorum eskiden beri
Dantelâ bakışlım gelirsen bir gün
Geceyi arala yokla şiiri

Tasa fasıl fasıl acı peş peşe
Salmışım kendimi alev ateşe
Hislerim ağulu dışım pürneşe
O mahzun gözlerle bekle şiiri

Gömüldüm geceye ben sana vardım
Senli tepelerde rikkate durdum
Nâzen hecelerle kime yalvardım
Aşkın füsunuyla kokla şiiri



Köye Doğru

Ölürsem hasretle sıladan ırak
Yüzümü çevirin o köye doğru
Sonsuzluk kapısı ola son durak
Özümü çevirin o köye doğru

Hasret türküleri alev ataştan
Gurbet sancıları başladı baştan
Ağır zemheriyim baharsız kıştan
Sızımı çevirin o köye doğru

Mevsimler bozuldu kış fark etmedi
Topladım çıkardım yaş fark etmedi
Dilim ahuzarda boş fark etmedi
Sözümü çevirin o köye doğru

Asfaltlar hernikte boşluk sürüyor
Bu kentin sapanı kışlık sürüyor
İçimde sızılı hoşluk sürüyor
Hazzımı çevirin o köye doğru

Mısralar belki de bir batık gemi
Nerede amcalar yok efendemi
Ruhum bedenimi hüznüm gölgemi
İzimi çevirin o köye doğru

Sığırcıklar sular baharın teni
Köyüm türküleri ıslatır beni
Uzaktan bakınca dağı geveni
Gözümü çevirin o köye doğru

Micingirt günlerin hasreti uzun
Sessiz dokunuşlar vurur her güzün
Şiirler vâ'z ettim gece gündüzün
Va’zımı çevirin o köye doğru


micingirt (Ömer  Ekinci Micingirt) tarafından 10.3.2020 15:47:39 tarihinde eklendi ve 92 gösterildi.

Asrın Hissiyatı isimli esere henüz yorum yazılmamış.

Esere ait bilgiler:

Kayıt tarihi:
10.3.2020

Okunma:
92

Yazara ait bilgiler:

micingirt

(Ömer  Ekinci Micingirt)
• Profili

 

© 2008-2009 Yazarlar Topluluğu | Eserlerin tüm hakları ve sorumluluğu eser sahiplerine aittir.